Badge


Bunlardan biri tam aradığın şey!









Ocak, 2008

31/01/2008

Y: The Last Man


Koloni Blog'daki postla ayabildim duruma, 50 küsürüncü sayısına kadar benim de takip ettiğim -ve şahane kapaklarına ayrıca hasta olduğum- harikulade seri Y: The Last Man 60. sayıda bitmiş.

Neyin sebep olduğu bilinmeyen aniden ortaya çıkan bir salgınla, Y kromozomuna sahip bütün memelilerin (ki bu da tüm erkekler demek) öldüğü bir dünyada hayatta kalan tek erkeğin maceralarının anlatıldığı seri boyunca kahramanımız Yorrick Brown (Y harfiyle başlayan isim bulmak için kasılmış biraz) bir yandan peşindeki kadınlardan kaçarken diğer yandan da Avustralya'daki sevgilisine ulaşmaya çalışmaktaydı.

Serinin filme çekilmekte olduğu da bilgiler arasında.


31/01/2008

Propaganda


Sandaletli Seyyah Bora Bilgin'in Suriye gezisinden notlar:

Ağabeyler Irak’lıymış, Irak işgal edildikten sonra bir takım husumetler sonucu ülkelerini terk etmek zorunda kalmışlar, iki üç yıldır Suriye’delermiş. (...) "Sizin şikayetiniz yok muydu Saddam’dan?" diye sordum. Şaşırarak “Yoo, ne şikayetimiz olacak, günlük hayatımızda yaşayıp gidiyorduk. Saddam’ın eziyeti muhaliflerineydi” dedi.
O anda, artık yıllardır sezdirmeden nasıl bir Amerikan propagandasına maruz kalıyorsak bundan etkilenerek benim de bilinçaltımda Saddam’ı vahşi, kan içici bir diktatör olarak gördüğümü, aslında Saddam ile Hafız Esad arasında yönetimsel açıdan hiçbir fark olmadığı kafama dank etti. Irak eskiden, bize hissettirildiği gibi kaotik bir yer değilmiş. Bombardımanlarla yıkılan, kaosa sürüklenen Bağdat eskiden, aynen şu anda asude parkında oturduğumuz Şam gibi sakin, kendi halinde, güzel bir kentmiş. Iraklılar da çaputlar içinde kılıksız teröristler değil gayet entelektüel senin benim gibi, iyi giyimli, eğitimli insanlarmış. Bunları insan düşünerek de tahmin edebilir ama insana düşünmeyi unutturuyorlar. Günlük hay huy arasında haberlerde gördüğün iki görüntü ile kafanda 'orası bizim burası gibi bir yer değil' fikri istemsiz olarak oluşuyor.

Devamı burada


31/01/2008

American Dad


Family Guy'a bayılıyoruz ve Stewie'ye hayranız. American Dad de aynı yazar ve yapımcı ekibinin mahsulü, Amerikan şahinleri ve onların standart önyargı, cehalet ve aptallıklarıyla -bütün orta doğulular terörist; herkes Amerika'nın düşmanı çünkü Amerika #1; demokrasi, silah, petrol üzerine masallar v.b.- dalgasını geçen bir yapım.

Aile üyeleri:
CIA ajanı -dallama- baba Stan Smith, 51. Bölge'de onun hayatını kurtaran melankolik uzaylı Roger, evin -Amerikan tipi- annesi Francine, özgürlükçü kızları Hayley, oğulları Steve, ve CIA'in olimpiyatlarda altın madalya kazanamasın diye aklını manipüle etmeye çalışırken zihnini -yanlışlıkla- olduğu gibi bir akvaryum balığına taşıdığı, Klaus.

Griffin ailesiyle sahip oldukları yapısal benzerlikten ötürü şöyle de bir oyun yapılmış:

American Dad vs Family Guy



Okula giderken yol üstündeki pek çok duvarda, DTO'cuların incilerinin hemen üstünde, görüyorum bu ibareyi.

Eve gelip baktım, adres boştaydı ama şöyle bir şey buldum:
Tatar Ramazan 3 Cekilmeli nokta Com

Tatar Ramazan hayranları serinin 3. sünün çekilmesi için mahale baskısı insiyatifi oluşturma arayışındalar. Şimdilik bir manifestoları ve imza defterleri var. Yeterli sayıya ulaşınca da bütün senarist ve yapımcılara başvuracaklarmış.

Kolay Gelsin.

Siz beni resimlerde gördüğünüz mahkûmlarla karıştırıyorsunuz müdür bey, benim adım Tatar Ramazan, ben bu oyunu bozarım!



Kuşkusuz sinema tarihinin en iyi devam filmlerinden biridir Terminator 2. Çok da şahane olmayan bir ilk filme bu ayarda bir devam filmi, herhalde kimsenin beklemediği bir şeydi.

Yıllar sonra 3. filmin çekileceğine dair söylentiler çıktığında hemen herkes bu kez olmayacağından eminken, "acaba nası bir numara bulacaklar da bunca adamı tüm robotik parçalar ve çipler komple yok edilmişken, robotların yine de yükselebileceklerine ikna edecekler?" diye merak etmeden de edemiyordu.

Film vizyona girdiğinde görüldü ki, pek çok falsosunun yanında dominant anne Sarah Conner'ın olmayışı (Linda Hamilton suretinde tabiki) ve robotların ortaya çıkışlarına dair getirdiği bunun kaçınılmaz, engellenemez olduğu yönündeki kofti açıklamasıyla seriyi sevenler için gerçek anlamda bir hayal kırıklığından başka bir şey değildi.  devamını oku »



Worms sever misiniz?

Chaos Faction için Worms'ün sıra (ve tabii takım) tabanlı olmayan tek kişilik aksiyon versiyonu diyebiliriz.

Yaklaşık 7 mb'lık bir flash dosyasından mürekkep bu oyun (canınız her oynamak istediğinde internete girip o 7 mb'ın yüklenmesini beklemeyin diye indirilebilir yapmışlar, sitesinden ücretsiz indirebiliyorsunuz), arzunuza göre -ve tabii sistem kaynaklarınızı da göz önünde bulundurarak- en fazla 6 kişilik bir death match -5 bilgisayar rakibine karşı- yapabilmenize olanak sağlamakta.

Dilerseniz yeni karakterler, haritalar ve silahlara ulaşmak için teke tek kapışmalara (oyunda campaign diye geçmekte) dalabilir, bu yeniliklerle oyunu renklendirebilirsiniz.

Pompalı tüfek, keskin nişancı tüfeği, fare kapanı, bowling topu, motorlu testere, alev silahı ve hatta nükleer bomba seçebileceğimiz silahlar arasında ve oyunda bir harita editörü bile mevcut.

Oyunu hemen oynamak isterim diyenler: Oyunu oynayın

İndirme sayfasına ulaşmak isteyenlerse: Oyunu indirsin



Dünya'nın farklı yerlerinde yapıcı aktivist hareket ne şekilde ilerler bilmiyorum ama memleketimizde şikayetçi olunan bir durum karşısında oluşturulan insiyatifin hareket şeması kabaca şu şekildedir:

sorunu belirle -> şikayet et -> yandaş topla -> şikayet et -> konuş konuş konuş -> memnuniyetsizliğini dile getir -> şikayet et -> hayıflan -> imza topla -> konuş konuş konuş -> sokaklara dökül alkış eşliğinde tepkini dile getir -> devleti ve kurumları bir şey yapmamakla suçla -> şikayet et...

Mevcut duruma alternatif bir çözüm, bir öneri, plan yahut proje üretmeden, özetle: hiç bir şey yapmadan, sadece herkesi ve herşeyi -bir şeyler yapmamakla- suçlayıp şikayet, şikayet, şikayet etmek.

ÇROP (Çizgi Roman Okurları Platformu) çizgi roman okurlarını bir araya getirmeyi hedefleyen bir e-posta grubu olarak yola çıkıp, tam da yukarıda saydığım sistematiğin tersi yönde hareket eden etkin bir oluşum olma yolunda.

Çizgi roman gibi bir mevzunun odağında, neden Türk halkı çr okumaz?", "neden Zagor, Conan hala daha okuyucu bulur da yeniler pek iş yapmaz?" tarzı geyiklere sarıp "bu halk adam olmaz abi!" filan diye ağlamak yerine durumu nasıl düzeltebiliriz?in yollarını aramaktalar. Ve bu konuda cidden bir şeyler yapıyorlar.

Ne gibi mi?

En son Sakarya İl Halk Kütüphanesi'ne -düzenledikleri kampanya ile topladıkları- 3000'e yakın dergi ile başvurup, kütüphanenin bir katının çizgiromanlara ayrılmasını sağlamışlar.

İlgilenebilecekler için, e-posta gruplarıysa burada


23/01/2008

Scroogled Türkçe


Bir süre önce, boingboing.net editörü ve aynı zamanda bir bilim kurgu yazarı olan Cory Doctorow, öykülerinden Scroogled'ın çevirileriyle ilgili yazdığı bir yazıda eserin bedava dağıtıldığından ve çevirmek isteyenlerin emrine amade olduğundan bahsediyordu.
Ben de ulan belki çeviriyi ben yaparım diye öykünün bi kopyasını almış fakat okumaya dahi fırsat bulamamıştım.

Bugün boingboing'de gördüğüm bir yazıysa birilerinin benden hızlı davranıp türkçe çeviriyi tamamladığını ilan ediyordu.

Dorduncugoz.com sitesinde yayınlanan çeviri gayet güzel, özenli ve leziz olmuş. Çeviriyi yapan arkadaşın başlıkla ilgili dipnotu şöyle:

Scroogled: Sözcük, İngilizce screw ve google fiilleri (evet, "to google" artık bir fiil; arama motoru kullanarak aramak anlamında) birleştirilerek oluşturulmuş. Resmi müstehcenlik görüşümüze ne kadar uygun olur bilemem ama screw sözcüğünün anlamı düzmekten başlıyor, yanmak, bitmek, tükenmeğe kadar genişliyor.

Google'ın artık tüm yaşamımızı kontrol ettiği bir geleceği anlatan öyküyse burada



Yazarın bir edebi eserde okuyucuyu, eserin ilerleyen bölümlerinde olacaklardan bir takım sembol, durum ve hadiselerle haberdar etmesi ya da kasıp türkçeleştirmeye çalışırsak, önsezdirme (salladım).

Örneğin: Elinde iki yumurtayla mutfaktan balkona yürüyen çocuk annesine ertesi günkü maçın kendisi ve arkadaşları için ne kadar önemli olduğunu anlatırken yumurtaları düşürüp kırar.
Ertesi gün olup maçın en hayati anında aynı çocuk düşüp (hadi ölmesin ama) kafasını yarar ve bi de üstüne maçı kaybederler.

Aslına biraz dikkatli bakılırsa bunun sadece edebi bir kavram değil, başımıza gelen bir felaket sonrası oturup adım adım geriye gittikçe, aklımıza ve gözümüzün önüne gelenlere "nası farketmemişim ulan bunu!" diye isyan edişimiz gibi durumları göz önüne aldığımızda, hayatın bizzati bir parçası olduğunu görürüz.



Bir takım kavramlara, belli bazı aşamalardan geçtikten sonra ihtiyaç duyulur. Ya da o şeylerin varlığı anca o süreçten geçmiş kitleler için anlamlı olacak, onlara ilginç gelecektir.

Bu durum bizim için de bağlayıcı: zira eğretilik, yaşam alışkanlıklarımızdan tutun da ürettiklerimize kadar pek çok şeye yansımış durumda.

Nette bu durumun nedenine dair güzel bir açıklamaya denk geldim.

Zannediyorum anlasilmasi gereken daha buyuk nokta su olacaktir. Evet, Cumhuriyet bir sanayilesme projesiydi, yanliz, tarihin bir cilvesi olarak bu projeyi gudenler bu projenin "sanayi" kisminin esas degisimleri yaratmasi gerektigini gorememislerdir. Disarida gordukleri sanayi'nin, bir yasam tarzinin "sebebi" oldugunu zannetmis olmalari, onlari bu yanlisa iten sebep olmali, yani kurucular her nasilsa sonucu sebeple karistiriverdiler.

Sanayileşme mühim, zira toplum şekillenmesi açısından geçilmesi gereken, neticesinde aile yapısı, toplum düzeni ve genel eğilimler dahil bildiğimiz neredeyse her şeyin alttan alta değişmesine sebep olacak bir aşama.  devamını oku »


20/01/2008

Kabus


Türk malı bilim kurguyla tanışıklığım -Eski Türk filmlerini saymazsak- Cem Yılmaz vesilesiyle oldu diyebilirim.
Yok, G.O.R.A.'dan bahsetmiyorum. Zamanında .ra uzantılı dosyalarla elden ele, disketten harddiske geçen Bir Tat Bir Doku isimli gösterisinde bahsettiği "Uzay Çiftçleri" romanından bahsediyorum. Hani "Hasan 2, Abdülkerim 4" filan gibi isimlere sahip abilerin uzayda bitki böcük yetiştirmelerini anlatıyormuş filan ya.

Şurada değindiğim (fakat açmaya fırsat bulamadığım) sebeplerden yerli malı çalışmalara temkinli yaklaşmak lazım. Zira kendi mevzularımızı çözmeden öyle evrenselliğe giriş çabası pek eğreti ve temelsiz.

Buna karşın türün güzel örneklerine rastlamıyor muyuz? rastlamaz olur muyuz?

Buyrun size: Kabus: Schrödinger'in Kedisi  devamını oku »


20/01/2008

X-Files 2 ve Fringe


Uzadıkça tadı kaçan (tadı kaçtıkça içimizi burkan), ve nihayetinde bitirilen dizi X-Files'ın 2. sinema filmi çekiliyormuş.
Vizyona ne zaman girebileceği ya da senaryoya detaylar hususunda herhangi bir bilgi yok.
Sadece Mitoloji temalı olacağı (ya ne olacağdı!) Chris Carter'ın ağzından dökülmüş.

Fringe ise J.J. Abrams abimizin (yine o!) Fox'a yapacağı yeni dizisinin ismi.
Dizinin mevzusu ise bildiğimiz X-Files konsepti çevresinde dönmekte: "bir FBI ajanı ve bir bilim insanının (o da FBI'dan tabii) ha bire doğa üstü gibi görünen durumlarla karşılaşmaları. Kendilerince çıkış noktaları aramaları."

Bu dizinin en eğlenceli taraflarından biri (ve net ortmında sık sık gündeme gelmesine sebep olacak şeylerden biri), yapacağı X-Files göndermeleri olacaktır sanırım.


20/01/2008

Beyaz Kale


ya da Türk Edebiyatında Alternatif Tarih

Beyaz Kale Orhan Pamuk'un pek meşhur kitabı. Şöhretiyse kaynağını Murat Bardakçı'nın yazarıyla ilgili intihal söylentilerini söylenti olmaktan çıkarıp, romandaki hangi kısmın hangi kitaptan aşırıldığının satır satır ortaya koymasından almakta (detay).
Gerçi eser, Önceki Günün Adası isimli romanla da paralellikler taşımakta ama, konumuz bu değil.

Beyaz Kale 17. yüzyılda hayali bir Osmanlı İmparatorluğu hikayesi anlatıyor. Olayın bizi ilgilendiren tarafı, kahramanlarımızın -Hoca ve köle pazarından satın aldığı Venedikli esiri- iktidardaki Çocuk Padişah'ı bir sonraki batı seferinde kullanmak üzere inşa edecekleri korkunç silah için lazım gelen finansmanı sağlamaya ikna etmeleri.

Padişah hazretlerinin himayesinde bu demirden canavarı inşaya girişen ikili, aleti sefere yetiştirip padişah efendimizle Rumeli dolaylarına sefere çıkıyor, ve fakat yağmurlu mevsime denk gelen bu akında o ağır makina iki de bir çamura saplanıp, orduya yarardan çok zarar vermeye başlıyor.  devamını oku »


19/01/2008

Çocuk


1) Türk anatomisi ecnebi konseptli süper kahraman yaratmaya müsait değildir. O yüzden karakterlerin dışardan araklama karizma ve görkemle kuşatılma çabası komik olacaktır.

2) Türkiye ortamı, Türk insanının yaşam alışkanlıkları yüzünden, bilimkurgu arkaplanı oluşturmaya müsait değildir.

3) Ve fakat bunlara karşılık Türkiye (bu ister İstanbul olsun, ister Anadolu'nun en kurak bozkırı) fantastik bi yapım için dünya üzerinde seçilebilecek en şahane yerlerden biridir.
Bor madenlerininkiyle aynı derinlikte yatan bu damarın bugüne kadar keşfedilememesi enteresan.
Bi yere varamayan kabız aşk hikayelerini izlemekten sıkıldığımız vakit, elbette akıllı bir yapımcı çıkıp bu mevzulara eğilecektir (umuyoruz).

18 Ocak itibariyle vizyona giren Çocuk isimli film de bu fantastik film kategorisinde değerlendirilebilir, ancak bazı noktalarda kan uyuşmazlıkları var.  devamını oku »



End

Mehmet Can Koçak arkadaşımız çektiği kısayı paslamış, hemen paylaşalım:

2069 yılında yaşanan küresel savaştan sonra, insanoğlu medeniyetten kopmuş, ve hatta insan olma bilincinden de uzaklaşıp insanlığın erken dönemlerine geçiş yapmış.
Hikayemiz işte o dünyaya dair bir 8 dakikayı aktarıyor.

Burada


16/01/2008

Michael Oliver


Evet, Problem Çocuk. Filmden aklımıza ismi Junior olarak kazınmış ve neredeyse bütün çocukluk kahramanlarımızda olduğu gibi serinin birinci ve ikinci filmleri arasında bir yerlerde hayatına devam ettiğine dair bir fikre sahibiz.

Ama öyle değil, gerçek adı Michael Oliver olan arkadaşımız neden bilinmez "Show Biz" cemiyetinde pek fazla tutunamamış ve bir iki yapımda daha boy gösterip san'at kariyerine son vermiş.

Peki sonra ne yapmış? Genç yaşta gelen şöhretin de etkisiyle kendisini uyuşturucu ve alkol alemlerine kaptırıp bir de üstüne aids illetine yakalanmış... Desem gerçek anlamda bir ibret hikayesi olacak ama pek öyle değil.

Kameranın önünde işlerin yürümediğini görünce efendi efendi okuluna gidip ses teknisyeni olmuş, çeşitli müzik gruplarıyla birlikte çalışmış. Şu aralar The Samples'a Turnelerinde eşlik etmekteymiş.

Fotoğraftaki de kendisi.



Omaha Beach

3 Grafik tasarımcı, alet edevat ve kostümlerini alıp Er Ryan'ı Kurtarmak filminin açılış sahnelerinin geçtiği Fransa'ya, Omaha Beach'e gitmişler ve kıyafetlerini kuşanıp kameraların karşısına geçmişler.

Sonra çektiklerini montajlayıp, bilgisayarlarında şöyle bi güzel ayar çekmişler ve ortaya bu güzel iş çıkmış.

Bloody Omaha


14/01/2008

Mikroklima


Orta okul coğrafya derslerinden aklımda kalan bir kavram: Mikroklima Alanları.

İfade ettiği şey, coğrafi bölgeler içindeki küçük bölümlerde rastlanan yer şekillerinin sebep olduğu, bölge genelinden farklı iklim türlerinin hüküm sürmesi durumu.

Memleket dahilinde en bilindik örnek, Rize ilinde bulunan mikroklima alanı. Dağlarla çevrili bu alan soğuk hava akımlarına kapalı olduğundan Akdeniz iklimine yakın bir iklime sahip. O kadar ki turunçgil ve kivi yetiştiriciliğine fena halde elverişli.

Belki de şu günlerde piyasada yaşanan kivi bolluğunun arkasında bu vardır? Araştırmak lazım.



neuromancer

Bilimkurgu yazarları ve eserleri söz konusu olduğunda, olayların yakın ya da uzak gelecekte geçmesiden sebep, yazarın öngörüleri tutmuş mu tutmamış mı diye bir araştırma içine girilebilir.

Tutmayanları bir kenara bırakıp "tutan" öngörülere baktığımız zamansa şöyle bir soru sorabiliriz: "Yazarın bu öngörüsündeki isabet, hakkaten geleceği bir falcı tarzında görmüş ve kağıda aktarmış olmasıyla mı alakalıdır, yoksa geleceğin şekillenmesiyle ilgili pek çok olasılıktan birini gerçek kılabilecek durumdaki insanların o yöne doğru hareket etmelerine sebep olmasıyla mı alakalıdır?"

Kısaca, gerçekleşen öngörü hiç kaleme alınmasa gelecek yine aynen bu şekilde mi şekillenirdi?  devamını oku »



Not the Time for Dragons

Rus kardeşlerimiz memleketlerinde yayınlanan ve çok satan bir romandan uyarlama böyle bir oyun yapmışlar ancak oynamak elbette mümkün olmadı. Zira, herhangi bir dağıtım firmasıyla henüz anlaşamadıkları için oyunun ingilizce versiyonunu hazırlamamışlar. Hatta o kadar ki sitelerine dahi bi "english" versiyon çekmemişler.

Konu itibariyle, büyü ve teknolojinin bir arada bulunduğu bir dünyada, ki sadece büyünün ve sadece teknolojinin hüküm sürdüğü iki dünya daha var, geçen oyunumuzda dünyalardan birinin diğerini işgalini engellmeye, dünyalar arası barışı sağlamaya çalışıyoruz.  devamını oku »



Kitlelerin caddeleri işgali, medeniyet seviyesiyle, hayatın akış yönü ve debisiyle alakalı. Büyük şehirlerde alışık olmadığımız, araç trafiğine rağmen grup halinde caddede yürüme vb durumlara daha küçük yerleşim birimlerinde rastgelebiliyoruz.
Hatta yerleşim biriminin ölçeği küçüldükçe yayalarla birlikte büyük ve küçük baş hayvanların da "araç trafiğinin" bir parçası olduğunu görüyoruz.

Bu farkın temelinde büyükşehirlerde çocuklara attıkları ilk adımlarla birlikte kaldırımda yürümenin hayati öneminin anlatılması vardır. Ya da karşıdan karşıya geçerken nelere dikkat edilmesi gerektiği:
Çocuğun ev dışına dair uyması gerektiğini öğrendiği ilk kural..
Büyük şehirler, medeniyet ya da modernlik insanlara daha fazla imkanla birlikte uyulması gereken daha fazla kuralı da beraberinde getirmekte.
Şehir hayatının daha özgür olduğuysa, buralarda yaşayan insanların kendi dertlerine düşmelerinden ileri gelen bir yok saymadan, görmezden gelmeden ibarettir.
Bireysel özgürlükler, diğerlerinin özgürlük alanlarının başladığı yerde bittiğine göre, şehirde yaşayanların daha kısıtlı olduklarını söylemek yanlış olmaz.  devamını oku »



Çoğunlukla yakın gelecekte yaşanacağı ve insanlık için ikinci bir milat olarak kabul edileceği düşünülen büyük bir salgın (12 Maymun) ya da nükleer savaş (Fallout) sonrası mahvolan dünyada az sayıda hayatta kalabilen insanın varoluş mücadelelerini anlatır.

Yıkımdan sonra insanların yeniden bir düzen oluşturma çabaları ve bu esnada insanlığın büründüğü alışık olduğumuzdan daha farklı haller ilgi çekicidir.

Bugün yadsıdığımız, hor gördüğümüz davranış ya da kişilere muhtaç olunması; zorbalık, sebepsiz abartılı şiddet unsurları günlük hayatın parçası olmuştur.


10/01/2008

Oyun Teorisi


Dilbert - Oyun Teorisi

Oyun Teorisi, hıhı, hani Akıl Oyunları'ndaki o profesörün şeysi.

Kavramı minik bir örnekle açıklamaya çalışalım:
Zaman zaman kıyafetlerinizi ortak kullandığınız kardeşinizle alışverişe çıktığınızı düşünün, ikiniz de mavi birer pantolon alma derdindesiniz. Mağazaya girdiniz ve istediğiniz özellikte tek bir pantolon olduğunu gördünüz.
Çabuk davranan kardeşiniz kabine girip pantolonu denerken siz de gömleklere göz attınız ve beyaz, lacivert ve haki renkli gömlekleri beğendiniz.
O sırada kardeşiniz kabinden çıktı, pantolon tam olmuş. Ona olduysa size de olacak demektir. Bu durumda kararınız ne olacak?  devamını oku »



Cyberpunk dünyasının sevdiğimiz unsurlarından "mekanik implantasyonların" ev yapımı olanlarından denk geldi iki tane, derhal paylaşayım:

1) Fingersight

Fingersight

İsmi "Parmakgörü" olarak çevrilebilir mi bilmem, ama eğer bi kandırmaca değilse bu aletin kullanıma geçeceği gün, tuhaf günlerin başlangıcı olarak takvimlere işaretlenmeli.

Görünüşüne bakıp "hadi lenn" diyeceğiniz bu maharetli alet iddialara göre "uyarıcılar arası form transferini" sağlayabilmekteymiş. Yani türkçesi, bir reklam klişesi olan görüntüyü duymamıza, sesi görmemize olanak sağlayacak.

Ancak bu haliyle sadece dokunduklarımızı görmemize olanak tanıyor.

.pdf doküman

2) Lüsid Rüya Maskesi

Lücid Rüya Maskesi

Soru: Lüsid rüya nedir?
Cevap: Rüya gördüğümüzün -duruma göre- farkında olmadığımız, ancak olayların tuhaf bir şekilde kontrolümüz altında geliştiğini fark ettiğimiz, ve bu durumdan istifade ettiğimiz rüyalardır.

Soru: Bu 'maske' ne işe yarar?
Cevap: Hikayenin aslı burada olmakla birlikte, özetlersek, bu maske uykuya daldığımızda bize bir takım uyarıcı sinyaller gönderip uykumuz esnasında bilincimizin açılmasını sağlıyor. Bu sayede lüsid rüya -açık rüya olarak da adladırılmakta- tecrübesi yaşabiliyoruz.

Da tuhafiyeciden alınma lastik ve kuyumcuların içine altın koydukları kutuların içindekilere benzeyen o sünger, olayın bilimkurgu tarafını gölgelemekte..


08/01/2008

Be Kind Rewind


Be Kind Rewind

Son yılların en yaratıcı insanı, hastası olduğumuz Michel Gondry'nin son filmi yakın zamanda vizyona girecek olan: Be Kind Rewind.

Filmin konusu kısaca şöyle:
Bir kaza sonucu vücudu "mıknatıslama" özelliği kazanan elemanımızın, durumundan habersiz takıldığı arkadaşının video dükkanındaki bütün video kasetleri yanlışlıkla sildiği anlaşılınca, elemanımız ve arkadaşından oluşan tuhaf ikili, dükkanı kapanmaktan kurtarmak için bütün o silinen filmleri kendi imkanlarıyla baştan çekmeye karar verirler.
Çektikleri filmler de müşterilerden ummadıkları düzeyde ilgi görür, ve olaylar gelişir.

Fragman burada

Web sitesi de burada

Film 21 martta Türkiye'de.



Kullanıcı girişi




Shout Box

Benway:

Zaman - mekan düzlemiyle çok oynayınca bir bükülme oldu ve iki paralel evren oluştu..

Benway:

iki farklı tarayıcıda sitenin iki farklı halini görüyorum şu anda

YGT:

Yeni yılınız kutlu olsun!

Hicks:

önümüzdeki sene de hayatta kalmanız dileği ile, huzur dolu yeni yıllar!

Benway:

2009'da da beraber olmak dileğiyle. Herkese mutlu yıllar...

Login or register to post shouts
All Shouts




Son yorumlar