Evet efendim, sonunda kurcalaya kurcalaya sitedeki tüm fotoları uçurmayı başardım. Bir süre şeklimiz mecburen böyle yazı tabanlı olacak. çok üzgünüm.
Cloverfield
Geldi, gelecek, geliyor diye burada çığırtkanlık yaparken, anca bugün, neredeyse -Recep İvedik'e bi extra salon daha açmak için- gösterimden kalkmak üzereyken izleyebildik filmi.
Eğer izlemediyseniz, halen vizyondayken izleyin derim. Zira evde aynı etkiyi veremeyecek -seslerin atmosfere katkısı büyük, yani yarın öbürgün atv de filan izlerseniz "bu mudur yani?" diyebilirsiniz- filmlerden.
22 Mayıs gecesi bir yaratığın Manhattan açıklarında belirip önce bir petrol tankerini batırıp ardından Özgürlük Heykeli'ni resimdeki şekle soktuktan sonra az ilerleyip karaya çıkmasıyla yaşanan yıkımı tam da o esnada evlerinde, Japonya'ya gidecek arkadaşlarına veda partisi düzenleyen gençlerden birinin kamerasından izliyoruz.
Filmin konusu, durum böyleyken bu gençlerin hayatta kalma serüveni diyebiliriz.
Filmin sevdiğim noktaları:
- Yaratığın ortaya çıkışıyla ilgili herhangi bir mantıklı, bilimsel, "bunu biz yaptık böhühühüüü!" çerçevesinde gelişen bir açıklama kasmamaları,
- Mucizevi bir şekilde yaratığın zayıf noktasını bulup işini bitirme klişesine sarılmamaları,
- Yaratığın öyle zırt pırt görünmemesi,
- Tüm mevzuunun senin benim Teknosa'dan filan tedarik edilebileceğimiz bir el kamerası ile aksettiriliyor oluşundan kelli; slow motionlar, farklı açılardan çekimler, zoomlar filan olmaması. Ne oluyorsa onun görünmesi...
- Yıkımın gerçekçi olması, insanların buna verdikleri tepkilerin kabul edilebilir oluşu...
En sevdiğim sahne bizim canavarın b-2 bombardıman uçağı tarafından bombalandığı sahne idi...
Süre 1,5 saat idi ve yapım kabaca sınıflandırırsak bir felaket filmi olduğundan ister istemez "post apocalyptic" mevzusuna pek çok noktada ucundan dokunup, hikaye bizim çocukların hayatta kalma mücadelesi odaklı olduğu için, öylece bırakıyor, bize devam edilse ne güzel olurdu diye düşünmek kalıyor.
Uzun lafın kısası film güzel.
Sıkılmadan izlenir, tekrar bile izlenir!
O değil de bu konsept dahilinde filmin fps oyunu yapılabilir gibi geldi. Gerçi o zaman konu sarsın diye canavara bi hikaye uydurmak zorunda kalınabilirdi ama olsun...
Ben filmi çok sevdim. (eem bu kadar vasit :))
-SPOİLER-
Canavar için tahminim ise o sonda denize düşen bir şey yüzünden mutantlaşmış bir kurbağa olduğu yönünde (ama insan müdahalesi ile). Çizgiroma göre de zaten büyük ihtimalle insanın yarattığı bir şey (zincir). Eh o zaman parazitler ne diyeceksiniz? onlar da yine kurbağanın mutantlaşmasından sonra onunla temas edip onlar da mutantlaşmış. Marlena'da zaten bu parazitlere "temas" ettiği için bir şey bulaştı ve o da "değişti". Biyolojik bir şey..
2. film gelirse daha fazla ip ucu olabilir. Ama ben böyle kalmasına da razı olabilirm çünkü filmin biçimine daha çok yakışıyor böyle soru işareti kalması.
Ve tekrar belirtmeliyim, harka bir film, ben 5 üstünden 5 veririm, hiç bir eksiği yok..


Radyoaktivite madem bir insanı örümcek adam yaratabiliyo yada bööle bi canavarın varolmasına neden oluyo, o zaman kimse bana bu ışıma olayının zararların bahsetmesin lütfen.
Ben radyoaktiviteye maruz kalıp timsah adam, kobra adam ve bilimum ultra-süper güçlerle donatılmış adamlara dönüşmek istiyorum.
Bu arada filmi izlemediğim için bu yaratığın radyoaktiviteden etkilenmiş olduğunu bilemiyorum, sadece bir tahmin.
Ama şu anki bilimkurgu ve çizgiroman bilgilerinizle bi düşünün allahaşkına radyoaktiviteden başka ne olabilir.
Bize her hikayede, her filmde sunulan bu...