Evet efendim, sonunda kurcalaya kurcalaya sitedeki tüm fotoları uçurmayı başardım. Bir süre şeklimiz mecburen böyle yazı tabanlı olacak. çok üzgünüm.

distopya

9 2  

9, daha önce kısa animasyon olarak izlediğimiz ve uzun metrajlı versiyonu geleceğini öğrendiğimde baya memnun olduğum bir projeydi.

Filmekimi kapsamında veya yurtdışında izleyenler olmuştur (zira asıl gösterim tarihi 9/9/2009 idi) fakat Türkiye'de önümüzdeki cuma gösterime girecek.Devamını oku


PROTO +  

Gelecekten Anılar evreninde ama gelecekten anilar'dan oldukça önceki bir zaman diliminde geçen yasa dışı bir yer altı labaratuvarinda gerçekleştirilen ilk bilinç sahibi ai testinin kayıtları.

proto-Devamını oku


36 Stairs 8  

1972 polonya doğumlu ödüllü yönetmen Grzegorz Jonkajtys'nın çekimlerini taze bitirdiği ve post produksiyon aşamasında olan kısa filmi "36 stairs" iddialı görselliği ve ilginç atmosferi ile kendi janrında önemli bir proje olacak gibi duruyor.Devamını oku


Soylent Green? +  


Sağ kanadın kabusu liberal distopya 2  

Böyle bir şey neden bizim aklımıza gelmedi ki? Distopya dendiğinde genelde despot rejimler, aşırı bürokrasi, savaş, özgürlüklerden yoksunluk, kısıtlanmışlık vb şeyler ışıldıyor kafamızda.

Halbuki bunun tam tersi de mümkün: aşırı özgürlüğün sebep olacağı karmaşayla yönetilen bir geleceği hayal ettiniz mi?Devamını oku


Franklyn +  

Bir paralel dünyalar hikayesi. Londra'da yaşayan üç elemanın yolu bir şekilde, paralel bir evrendeki distopik şehir Meanwhile City'li Preest ile kesişir.

Meanwhile City, ahaliyi muhakkak bir dine -hangisinin olduğu farketmez- inanmaya zorlayan baskıcı bir rejim tarafından yönetilmektedir. Devamını oku


2081: Everyone Will Finally Be Equal 3  

Meşhur yazar Kurt Vonnegut'un Harrison Bergeron isimli kısa öyküsünden uyarlanan kısa film, herkesin hak yoluyla değil ama devlet güdümüyle "eşit" olduğu bir 2081 yılını anlatıyor.

Ama bu eşitleme girişimi çıtayı yukarı çekerek değil, aşağı çekerek gerçekleşebiliyor doğal olarak. Yani zeki insanlar sıradan insanlar kadar düşünebilsin diye elemanların düşüncelerini toparlayamamaları için kafalarına belirli aralıkla gürültü çıkaran bir alet monte edilirken, başka dallarda yetenekli olduğu keşfedilenlerse o yeteneğini kullanmasını kısıtlayacak bir takım düzenekler takmak zorunda kalıyorlar. Devamını oku


Kabus +  

Türk malı bilim kurguyla tanışıklığım -Eski Türk filmlerini saymazsak- Cem Yılmaz vesilesiyle oldu diyebilirim.
Yok, G.O.R.A.'dan bahsetmiyorum. Zamanında .ra uzantılı dosyalarla elden ele, disketten harddiske geçen Bir Tat Bir Doku isimli gösterisinde bahsettiği "Uzay Çiftçleri" romanından bahsediyorum. Hani "Hasan 2, Abdülkerim 4" filan gibi isimlere sahip abilerin uzayda bitki böcük yetiştirmelerini anlatıyormuş filan ya.

Şurada değindiğim (fakat açmaya fırsat bulamadığım) sebeplerden yerli malı çalışmalara temkinli yaklaşmak lazım. Zira kendi mevzularımızı çözmeden öyle evrenselliğe giriş çabası pek eğreti ve temelsiz.

Buna karşın türün güzel örneklerine rastlamıyor muyuz? rastlamaz olur muyuz?

Buyrun size: Kabus: Schrödinger'in Kedisi Devamını oku


Children of Men +  

Children of Men

Benim için son senelerin en büyük ıskası bu filmdir. Öyle bir ıska ki, hani gidecektim de gidemedim değil, direk varlığından bile haberim yokmuş. Ki post-apocalyptic distopya sevdalısı biri olarak bu türde pek fazla eser verilmediğinden havada yakalamam gerekirdi. Hele böylesi bir filmi! Neyse, öyle ya da böyle izleme fırsatı buldum. Paylaşmak istedim.

Konusu şöyle diyebiliriz: Sene 2027, 18 sene önce bir şey olmuş ve kadınlar doğurganlık özelliklerini kaybetmişler. Dünya'nın en genç insanı 18 yaşındaki -bi nevi rockstar gibi yaşayan- Diego linç edilip öldürülüyor ve fakat o gün için insanlığın sahip olduğu yegane problem bu değil. Dünya'nın dört bi tarafında çıkan isyanlar, savaşlar; hükümetleri, devletleri, coğrafyaları bitirmiş, kendini tüm bu yıkımdan kurtarmayı bi İngiltere başarabilmiş, ki insanlar da ülkelerinden kaçıp kaçıp kapağı İngiltere'ye atma derdine düşmüşler.

Fakat İngiltere de bu olağanüstü durumda ipleri elinde tutabilmek, ülke içindeki kontrolü kaybetmemek için demokrasiyi rafa kaldırıp ufaktan polis devlet kimliğine bürünmüş, ülkeye giriş yasağı koymuş ve göçmenler, kaçaklar için kati önlemler alıp, bunları evlerinden sokaklardan toplayıp toplayıp hazırladığı (Nazi gettolarına benzeyen) göçmen kamplarına yerleştirmekte.

Ancak ülkenin eşitlik yanlısı aktivistleri -ki ekstrem aktivist bunlar, silah kuşanıp ordunun karşısına dikilecekler- bu ayrımcılık durumuna karşı sağı solu bombalayarak muhalefet etmekte ve halkı hayata geçirecekleri büyük bir isyana hazırlamaktalar.

İşbu koşullar altında esas oğlanımız Theo, artık herşeyden umudunu yitirmiş, kendini içmeye vermiş, evden işe işten eve yaşayan bir adamken, bir gün kendilerine "Fish" diyen aktivistlerin lideri olan eski karısından, bir göçmen kız için geçici geçiş belgeleri almasını ister bir mesaj alır.

Adamımızın da sonradan öğreneceği üzre, kız hamiledir.

Filmin görselliği, mekan düzenlemeleri, renkleri, çekim teknikleri, 2027 yılı dünyasının tasarlanması (uçan arabalar ya da devasa gökdelenler yok) ve tüm bu şeylerde yaptığı doğru tercihler ile beni mutlu etmiş, ayrıca son yirmi dakikaya ait görüntüleri neredeyse tek bir kerede çekilmişcesine bağlayan kurgucu abiye ve yine tüm o yirmi dk boyunca elde kamera Theo'nun peşinden koşan kameramana da sevgilerimi iletme isteği uyandırmıştır.

Yönetmen: Alfonso Cuaron
Başrollerde: Clive Owen, Julianne Moore, Claire-Hope Ashitey ve Michael Caine